Benim sitem

ANA SAYFA


 

 

RESULULLAH (S.A.A)’İN GÜLÜMSEMESİ

Bir gün Resulullah (s.a.a) gülümseyerek göğe bakıyordu, bir adam Hazretin gülmesinin sebebini sorunca Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: “Evet göğe bakıyordum, iki melek, kendi yerinde ibadetle meşgul olan mümin bir kulun gece gündüz yaptığı ibadetlerinin mükafatını yazmaları için yeryüzüne indiler, fakat onu, hasta olduğundan dolayı ibadetgahında bulamayınca göğe çıkıp Hak Teala’ya şöyle arz ettiler: “Ey Rabbimiz! Biz o mümin kulun ibadetini yazmak için her zamanki gibi onun ibadetgahına gittik, fakat onu orada bulamadık, hasta yatağına düşmüştü.”

Allah-u Teala, o meleklerin cevabında şöyle buyurdu: “O mümin kul, hasta yatağında olduğu sürece, her gün ibadetgahında olduğu zaman ona yazdığınız her günün sevabı miktarınca ona sevap yazın. Hasta yatağında olduğu müddetçe onun hayır amellerinin mükafatı bana aittir; onun mükafatını ben vereceğim.”[1]


 
2- SIRAYA RİAYET EDİN

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Bir gün Resulullah (s.a.a) istirahat halinde idi. Oğlu İmam Hasan su istedi. Resulullah (s.a.a) de bir kaba biraz süt sağıp onu Hasan’a (a.s) verdi. Hüseyin (a.s) bu durumu görünce sütü almak için yerinden kalktı. Ama Resulullah (s.a.a) ona mani olup sütü Hasan’a verdi. Bu durumu görünce şöyle dedim: “Ya Resulellah! Güya Hasan’ı daha çok seviyorsun” Resulullah cevaben buyurdular ki: “Hayır öyle değildir. Benim Hasan’ı savunmamın sebebi, öncelik onun hakkı olduğu içindir. Çünkü O, daha önce su istemişti, sıraya riayet etmek gerekir.”[2]

3- RESULULLAH (S.A.A)’İN AĞLAMASI

Resulullah (s.a.a) bir gece zevcesi Ümmü Seleme’nin evinde idi. Gece yarısı uykudan kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (Allah’a yalvarıp yakarmakla) meşgul oldu. Ümmü Seleme, Resulullah (s.a.a)’ı yatağında görmeyince kalkıp onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resulullah (s.a.a) evin karanlık bir köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak Allah’a şöyle yalvarıp yakarıyor:

“Allah’ım! Bağışladığın nimetleri benden esirgeme. Beni, düşmanların bana gülme vesilesi kılma, kıskançları bana musallat etme.

Allah’ım!Beni kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.

Allah’ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; kendin beni her şeyden ve her afetten (beladan) koru.”

Ümmü Seleme Resulullah (s.a.a)’in bu durumunu görünce ağlayarak kendi yerine döndü. Resulullah (s.a.a) Ümmü Seleme’nin ağlama sesini duyunca, ona doğru gidip ağlamasının sebebini sordu.

Ümmü Seleme şöyle dedi:

“Ya Resulellah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz Allah katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza rağmen Allah’tan böyle korkuyorsunuz, Allah’tan bir an bile sizi kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!”

Resulullah (s.a.a) onun sözüne karşılık şöyle buyurdular:

“Nasıl korkmayayım, nasıl ağlamayayım, nasıl kendi akıbetimden korkmayayım, nasıl kendi makam ve mevkime güveneyim! Oysa ki Allah Teala, Hz. Yunus’u[3] bir an kendi haline bıraktı ve onun başına gelmemesi gereken şey geldi!”[4]

4- ÂMANIN YANINDA HİCABI KORUMAK!

Ümmü Seleme şöyle diyor:

Peygamber (s.a.a)’in huzurunda idik. Meymune isminde olan hanımlarından birisi de orada idi. Bu esnada âma (kör) olan İbn-i Ümmü Mektum Resulullah’ın huzuruna geldi. Resulullah (s.a.a) bana ve Meymune’ye; “İbn-i Ümmü Mektum’un karşısında hicabınızı (kendinizi) koruyun.”

Ya Resulellah o âma değil midir, hicaplı olmamızın ne anlamı vardır? dediğimizde de şöyle buyurdular:

“Siz de mi körsünüz? Siz onu görmüyor musunuz?”[5]

5- KÖTÜ AHLAKLILIK KABİR AZABINA SEBEP OLUR

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Sa’d bin Muaz’ın ölüm haberini Resulullah (s.a.a)’e verdiklerinde, Hazret kalkıp ashabıyla birlikte onun evine gittiler. Resulullah’ın emri ile Sa’d’a gusül verdiler. Gusül ve kefenleme işleminden sonra onu bir tabuta bırakıp defnetmek için kabristana götürdüler.

Cenazeyi teşyi ederken Resulullah (s.a.a) yalın ayak ve abasız hareket ediyordu, kabrin yakınına ulaşana dek bazen tabutun sağ bazen de sol tarafını tutuyordu. Resulullah (s.a.a)’in bizzat kendisi kabrin içine girip cenazeyi kabre bıraktı; taş, tuğla ve diğer şeylerin getirilmesini emretti. Daha sonra mübarek elleriyle cenazenin üzerini kapatıp onun üzerine toprak döktüler.

Bu esnada Sa’d’ın annesi kabrin kenarına gelerek şöyle dedi: “Ey Sa’d ! Cennet sana kutlu olsun.”

Resulullah (s.a.a) bu sözü ondan duyar duymaz şöyle buyurdular: “Ey Sa’d’ın annesi !Sus! Allah adına bu kadar kesin ve yakin ile konuşma. Şimdi Sa’d kabir azabına duçar olmuştur ve bundan dolayı eziyet görür.”

Daha sonra kabristandan geri döndüler. Hz. Peygamber’le birlikte olan halk şöyle dediler: “Ya Resulellah ! Sa’d için yaptığın işleri şimdiye kadar hiç kimse hakkında yapmamışsınız. Ayak yalın, abasız onun cenazesini teşyi ettiniz; tabutun bazen sağ bazen de sol tarafından tutuyordunuz !”

Resulullah (s.a.a) onların cevabında şöyle buyurdular:

“Melekler de abasız ve ayakkabısız idiler; ben de onlara uydum, elim Cebrail’in elinde olduğundan dolayı o tabutun neresinden tutuyorduysa ben de o tarafından tutuyordum.”

Halk bu sözleri duyunca şöyle dediler:

“Ya Resulellah ! Sa’dın cenazesine namaz kıldınız, mübarek ellerinizle onu kabre bıraktınız, kabri kendi elinizle düzelttiniz, yine de kabir Sa’d’ı sıktı mı diyorsunuz?”

Resulullah (s.a.a) cevaben: “Evet, kabir azabına duçar oldu. Çünkü o, evinde kötü ahlaklı idi, kabir azabı bundan dolayı idi.”[6]

6- BEREKETLİ ON DİRHEM

Hz. Ali (a.s), Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) tarafından O’na bir gömlek almak için Pazara gitmekle görevlendi. Hz. Ali (a.s) da pazara gidip oniki dirheme bir gömlek alarak eve döndü.

Resulullah (s.a.a)- “Bu gömleği kaça aldın?”

Hz. Ali- “Oniki dirheme.”

Resulullah (s.a.a) - “Bu gömleği öyle sevmiyorum, bundan daha ucuzunu istiyorum. Acaba satıcı bunu geri almaya hazır olur mu?”dedi

Hz. Ali (a.s) şöyle diyor: Gömleği alıp çarşıya döndüm, Peygamber’in isteğini satıcıya ilettim, satıcı da kabul etti. Parayı alıp Peygamber (s.a.a)’in yanına döndüm. Bir gömlek almak için Resulullah (s.a.a) ile birlikte Pazara doğru hareket ettik. Yolun yarısında Resulullah (s.a.a)’ın gözü, ağlayan bir cariyeye ilişti. Resulullah (s.a.a) onun yanına gidip; “Neden ağlıyorsun?” diye sordu. Cariye cevaben şöyle dedi. “Ev sahibi bana dört dirhem verdi, bir şeyler almak için beni çarşıya gönderdi. Fakat ben parayı nasıl kaybettiğimi bilemiyorum, şimdi eve dönmekten korkuyorum.”

Resulullah (s.a.a) on iki dirhemden dört dirhemi cariyeye verdi ve “İstediğin şeyleri al ve eve dön” diye buyurdular.

Resulullah (s.a.a) Allah’a şükredip pazara doğru hareket etti, pazardan dört dirheme bir gömlek alıp giydi. Eve döndüğünde, yol üzerinde bir çıplağı görünce gömleğini çıkarıp ona verdi. Kendisi tekrar çarşıya geri döndü, yine dört dirheme bir gömlek alıp giydi ve eve doğru hareket etti. Yolun yarısında yine aynı cariyeyi üzüntülü ve şaşkın bir halde gördü. Bunun üzerine; “Neden evinize gitmedin?” diye sordu.

Cariye- Ya Resulellah, gecikmişim, beni dövmelerinden korkuyorum.

Resulullah- “Gel birlikte gidelim, evinizi bana göster ben affetmeleri için aracı olurum.”dedi.

Resulullah (s.a.a) o cariye ile birlikte yola koyuldu. Evlerine yetiştiklerinde cariye; “İşte bu bizim evdir” dedi.

Resulullah (s.a.a) kapının arkasından yüksek bir sesle; “Ey ev sahibi! Selam’un- aleykum” dedi. Bir cevap gelmedi. Tekrar ikinci kez selam verdi, yine bir cevap duyulmadı. Üçüncü kez bir daha selam verdiğinde, “Aleyke’s- selam ya Resulellah ve rahmetullahi ve berekatuh” diye cevap verdiler.

Resulullah (s.a.a), “Neden ilk defa cevap vermediniz? Acaba benim sesimi duymadınız mı?”diye sordu.

Ev Sahibi, "İlk defasında duyduk, senin olduğunu bile anladık."dedi.

Resulullah (s.a.a), “ Öyleyse neden geç cevap verdiniz?” diye sordu.

Ev sahibi, "Senin sesini bir kaç defa duymak istedik."dedi.

Resulullah (s.a.a)- “Sizin bu cariyeniz gecikmiştir, onu muahaza etmemeniz (cezalandırmamanız) için size ricaya geldim.”dedi.

Ev sahibi, "Ya Resulullah! Sizin mübarek ayağınızın hürmetine bu cariye artık şimdiden azattır (hürdür)."dedi.

Daha sonra Resulullah (s.a.a) kendi kendisine şöyle dedi: “Allah’a şükür, ne de bereketli on iki dirhemdi! İki çıplağı örttü, bir köleyi ise azat etti.”[7]

7- YA RESULELLAH! BANA TAVSİYE ET!

Hz. Ali (a.s) şöyle diyor:

Bir şahıs Resulullah (s.a.a)’in huzuruna gelerek Hazretin kendisine tavsiye etmesini istedi. Resulullah (s.a.a) ona şöyle tavsiye ettiler:

“Benim sana tavsiyem şudur ki; parçalansan, ateşe atılıp yakılsan bile Allah’a şirk koşma.

Annene ve babana eziyet etme; eğer dünyadan göçmeni bile emretseler öyle yap.

İhtiyacından fazla kalan malını dini kardeşinin ihtiyarına bırak.

Müslüman kardeşinle karşılaştığında açık yüzlü ol.

Halka ihanet etme.

Gördüğün her Müslüman’a selam ver.

İnsanları İslam’a doğru davet et.

Bil ki, her sorunu çözmenin (sıkıntısı olanın sıkıntısını gidermenin), Hz. Yakub’un oğullarından bir köleyi azat etmek kadar sevabı vardır.

Bil ki, şarap ve her sarhoş edici şey de haramdır.”[8]

8- YETİMLER İÇİN AĞLAMAK

Uhud savaşında İslam savaşçılarından çoğu şahadete erişti, Hz. Hamza da o savaşta şehit düştü, hatta Hz. Peygamber (s.a.a)’in şehit olduğu haberi bile yayıldı.

Savaş sona erdikten sonra, Medine kadınları Uhud’a doğru hareket edip Peygamber (s.a.a)’in istikbaline koştular; herkes kendi şehitlerini bırakıp, Peygamber’i sorup arıyorlardı.

Bu arada Cehş’in kızı Zeynep Peygamber (s.a.a) ile karşılaştı.

Hz. Peygamber, “Sabırlı ve tahammüllü ol!”dedi.

Zeynep, " Niçin?"diye sordu.

Hz. Peygamber, “Kardeşin Abdullah’ın şahadetinden dolayı.”diye buyurdu.

Zeynep, "Şahadet onun için kutlu ve mübarek olsun!"dedi.

Hz. Peygamber, “Sabret!”dedi.

Zeynep- Ne için?

Hz. Peygamber, “Dayın Hamza’nın şahadetinden dolayı.”diye buyurdu.

Zeynep, "Biz hepimiz Allah’tanız ve hepimiz O’na doğru döneceğiz, şahadet makamı ona mübarek olsun!"dedi.

Resulullah (s.a.a) biraz durduktan sonra Zeyneb’e dönerek şöyle buyurdu:

- “Sabırlı ol!”

Zeynep, "Şimdi niçin?"diye sordu.

Resulullah,“Eşin Mus’ab bin Umeyr’in şahadetinden dolayı.”diye buyurdu.

Zeynep, bu sözü duyunca yüksek bir sesle ağladı ve can yakıcı bir şekilde sızladı. Zeyneb’e; "Neden kocan için böyle ağlıyorsun?" diyenlere şöyle cevap verirdi: “Ağlamam kocam için değildir. Çünkü o Peygamber (s.a.a)’in yanında şahadet makamına erişmiştir. Benim ağlamam onun yetimleri içindir. Zira eğer çocuklar babalarını benden sorarlarsa onlara ne cevap vereyim?”[9]

9- DOSTLARLA MÜDARA

Ebu Hureyre şöyle diyor:

Resulullah (s.a.a) (bir gün) oturdukları halde birden dişleri görülür bir şekilde güldüler. Gülmesinin sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:

“Ümmetimden iki kişi gelip Allah Teala’nın huzurunda duracaklar; onlardan biri diyecek ki: "Allah’ım! benim hakkımı ondan al! Allah Teala buyuracak ki: “Kardeşinin hakkını ver!” Borçlu adam arz edecek ki: Allah’ım! Benim iyi amellerimden bir şey kalmamıştır (ona verecek dünyevi bir malım da yoktur).” Hak sahibi de diyecek ki: “Ey Rabbim! Öyleyse benim günahlarımdan yüklensin!”

Sonra Resulullah (s.a.a)’in gözlerinde yaşlar boşanarak şöyle buyurdular:

“O gün (kıyamet günü öyle bir gündür ki insanlar, günahlarının başka bir kimseye yüklenmesine ihtiyaç duyarlar. Allah Teala hakkını isteyen kimseye şöyle buyurur: "Gözlerini çevir, cennete doğru bir bak, ne görüyorsun?" O zaman başını kaldırıp güzel nimetleri görünce hayretle; "Allah’ım! Bunlar kimin içindir?" diyecektir.

Allah Teala, “O hakkın değerini bana veren kimse içindir.”buyurur.

Hak sahibi, "O hakkın değerini kim sana ödeyebilir?"diye sorar.

Allah Teala, “Sen.”diye cevab verir.

Hak sahibi, "Ben nasıl ödeyebilirim?"diye sorar.

Allah Teala, “Ondan geçmenle (hakkını bağışlamanla).”diye cevab verir.

Hak sahibi, "Allah’ım! Ondan geçtim."der.

Daha sonra Allah Teala buyuracak ki: “Dini kardeşinin elini tut, birlikte cennete gidin !”

Bu esnada Resulullah (s.a.a) buyurdular ki: “Takvalı olun, birbirinizin arasını bulun!”[10]

10- ÇABA VEYA ZENGİN OLMAK YOLU

Bir adam bir şey istemek için Hz. Peygamber’in yanına gitti. Oraya ulaştığında Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu duydu:

“Kim bizden bir şey isterse veririz, kim ihtiyaçsız olmaya çalışırsa Allah onu ihtiyaçsız kılar.”

Adamcağız Resulullah (s.a.a)’in bu sözünü duyunca Hazretten bir şey istemeden huzurlarından ayrıldılar. İkinci kez yine Resulullah’ın yanına gelip bir şey istemeksizin evine geri döndü.

Üçüncü kez yine Resulullah’tan aynı sözü duyunca bir şey istemeksizin evine geri döndü. Sonra komşusundan bir balta emanet alıp çöle çıktı, bir miktar odun toplayıp pazara götürerek bir buçuk kilo arpaya odunları sattı. Elde ettiği arpayı, ekmek yaparak ailesiyle birlikte yediler. Adam yılmadan bu işine devam etti, ilk önce bir balta satın aldı, daha sonra elde ettiği kazançtan iki genç deve ve bir köle aldı, böylece durumu düzelip zenginleşti. Daha sonra Resulullah’ın yanına giderek macerayı Hazrete anlattı. Resulullah (s.a.a) onun sözünü dinledikten sonra şöyle buyurdular:

“Demedim mi kim bizden bir şey isterse ona veririz, ihtiyaçsız olmaya çalışırsa Allah onu ihtiyaçsız kılar?!” [11]

11- HZ. ALİ (A.S) ADALETTEN SÖZ EDİYOR

Hz. Ali (a.s) Beyt’ül- Malı bölerken fark koymaksızın onu halk arasında eşit olarak bölüyordu. Hz. Ali’nin bu tutumu bazı kimseleri rahatsız etmişti, bundan dolayı bir çokları da Muaviye’nin yanında yer almışlardı.

Hz. Ali’nin dostlarından bazıları Hazretin huzuruna varıp şöyle dediler: "Eğer siyasetçi kimseleri iş başına getirir ve onları başkalarına tercih etmiş olursan, işlerin ilerlemesi için daha uygun olur.

Hz. Ali (a.s) onların bu önerisinden sinirlenip şöyle buyurdular:

“Acaba hükümetim altındaki insanlara zulmederek bu vesileyle kendi çevremde dostlar toplamamı mı bana öneriyorsunuz? Allah’a ant olsun ki yer ve gök var olduğu müddetçe bu işi yapmayacağım. Eğer mal kendimin olsaydı onu eşit olarak bölerdim, nerede kaldı ki mal Allah’ın malıdır !”

Daha sonra şöyle buyurdular:

“Eğer bir kimse, iyi bir işi yerinde yapmazsa, bir kaç gün gönlü karanlık kimselerin yanında övülebilir, onların kalbinde sevgi oluşturabilir. Fakat kötü bir hadiseyle karşılaşınca ve onların yardımına muhtaç olduğu zaman dünya malı ve makamı için sana sevgi duyan kimseler, seni en fazla kınayan ve sana karşı en kötü dostlardan olurlar.”[12]

12- YABİS VADİSİNDE NE GEÇTİ ?

Ebu Besir diyor ki, Hz. Sadık (a.s)’a; “Adiyat suresindeki geçen Yabis (Kumsal çöl) Vadisinin macerası ve Hicri 8. Yılda (o mekanda) İslam ordusunun kahramanlıklarıyla ilgili olayın hakikati nedir? dediğimde İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdular:

“Yabis çölünün halkı on iki bin süvari nizam idi, ölüm anına kadar Hz. Muhammed (s.a.a) ve Hz. Ali (a.s)’a karşı savaşacaklarına dair ahdedip, el ele verdiler.

Cebrail onların bu antlaşmasını Resulullah’a haber verdi. Resullullah (s.a.a) de Ebu Bekir'i, daha sonra Ömer’i bir orduyla onlara doğru gönderdi. Bunlar bir netice elde etmeksizin geri döndüler.

Peygamber (s.a.a) bu kez Hz. Ali’yi, muhacir ve ensardan oluşan dört bin kişiyle Yabis Vadisine doğru gönderdi. Hz. Ali (a.s), ordusuyla birlikte Yabis Vadisi’ne doğru hareket etti. İslam ordusunun Hz. Ali’nin komutasında onlara doğru yürüdüğü düşmana bildirildi. Düşman silahçılarından iki yüz kişi savaş alanına doğru koştular. Hz. Ali (a.s) da bir grup ashabıyla birlikte onlara doğru yürüdü. Düşmana ulaştıklarında, “Siz kimsiniz, nereden gelmişsiniz, ne yapmak istiyorsunuz ?” diye sordular.

Hz. Ali (a.s) onların cevabında şöyle buyurdu:

“Ben Resulullah’ın amcasının oğlu, Onun kardeşi ve elçisi Ebu Talip oğlu Ali’yim, sizi, Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed’in peygamberliğine iman etmenizi davet ediyorum, eğer iman ederseniz yorar ve zararda Müslümanlarla ortak olursunuz.”

Onlar Hz. Ali’nin sözüne karşılık şöyle dediler:

“Senin sözünü işittik, savaşa hazır ol ve bil ki, biz seni ve ashabını öldüreceğiz! Bizim vaadimiz yarın sabahtır.”

Hz. Ali (a.s) da onlara cevaben şöyle buyurdu:

“Yazıklar olsun size, beni ordunuzun çok olmasıyla mı tehdit ediyorsunuz? Bilin ki, biz Allah’tan, meleklerden ve Müslümanlardan sizin aleyhinize yardım alacağız. Yüce Allah’ın gücünden başka bir güç ve kudret yoktur.”

Düşman kendi yerine dönüp mevzisini pekinleştirdi. Hz. Ali (a.s) da ordusuna dönüp savaşa hazırlanmaya koyuldu. Hz. Ali (a.s) Müslümanlara, gece vakti bineklerinin cihazlarını hazırlamalarını, kuşanmalarını ve sabah erkenden düşmana saldırmak için hazır bir vaziyette olmalarını emretti.

Sabah şafak söktüğünde Ali (a.s) ordusuyla birlikte namaz kılıp düşmana saldırdı. Düşman öyle gafil avlandı ki, Müslümanların onlara nereden saldırdığını anlayamadı. İslam ordusunun geride kalanı henüz yetişmemişken onlardan çoğu öldürülüp neticede bir çokları da esir alındı ve malları ise Müslümanların eline geçti.

Cebrail-i Emin, Hz. Ali ve İslam ordusunun muzaffer olduğunu Hz. Peygambere haber verdi. Resulullah (s.a.a) minbere çıkıp Allah’a hamd ettikten sonra Müslümanların düşmana galip olduğunu ve İslam ordusundan sadece iki kişinin şahadete eriştiğini halka duyurdu.

Daha sonra Peygamber (s.a.a) ve ashabı Medine’den çıkıp Hz. Ali’yi istikbal etmeye koştular. Medine’nin bir fersahl uzaklığında Hz. Ali’nin ordusuyla karşılaşıp onlara "hoş geldiniz!" dediler. Hz. Ali (a.s) Peygamber (s.a.a)’i görünce bineğinden aşağı indi, Peygamber (s.a.a) de bineğinden aşağı inip Hz. Ali’nin alnından öptü. İslam ordusunun istikbaline gelen Müslümanlar da Hz. Peygamber gibi Hz. Ali’yi kutlayıp bu fethi tebrik ettiler, düşmandan elde edilen bolca ganimeti ve esirleri görerek daha çok sevindiler.

Bu esnada Cebrail-i Emin gök yüzüne inerek ve bu zaferden dolayı “Âdiyât” suresini Resulullah’a getirdi:

“Soluk soluğa koşan atlara ant olsun, (tırnaklarıyla) ateş çakıp saçanlara, sabah vakti baskın yapanlara, derken orada tozu dumana katanlara, bununla bir (düşman) topluluğun orta yerine kadar dalanlara...”

Peygamber (s.a.a)’in gözlerinden sevinç yaşları boşandı, işte burada o meşhur sözü Hz. Ali’ye buyurdular:

“Eğer ümmetimden bir grubun, Hıristiyanların Hz. İsa hakkında dedikleri söz gibi senin hakkında söylemesinden korkmasaydım, senin hakkında öyle bir söz söylerdim ki, her nereden geçseydin ayağının altındaki toprağı götürür, onunla teberrük ederlerdi!”[13]

13- KANUN ÇİĞNEYEN GENÇ

Bir gün Hz. Ali (a.s) bir iş için çok sıcak bir havada evden dışarıya çıkmıştı. Kays’ın oğlu Sa’d Hazreti görüp şöyle dedi:

“Ey Emir’ul mü’minin! Bu sıcak havada neden evden dışarı çıktınız?”

Hz. Ali (a.s): “Bir mazluma yardım etmek veya kalbi yanık birisine sığınak vermek için çıktım.”

Bu sırada korku ve istırap içinde olan bir kjadın gelerek imam (a.s)’ın karşısında durdu ve şöyle dedi:

“Ey Emir’ul Mü’minin? Kocam bana zülüm ediyor ve beni döveceğine dair de yemin etmiştir.”

Hz. Ali (a.s) bu sözü duyunca başını önüne eğdi ve biraz düşündü, sonra başını kaldırıp şöyle buyurdu:

“Hayır! Allah’a and olsun ki, gecikmeksizin mazlumun hakkı alınmalıdır.”

Bu sözü buyurduktan sonra: “Evin nerededir?” diye sordu kadın evini gösterdikten sonra Hazret kadınla birlikte onların evine doğru hareket etti. Hz. Ali (a.s) kapının önünde durarak yüksek bir sesle ev sahibine selam verdi. Renkli elbise giymiş bir genç evden dışarı çıktı. Hz. Ali (a.s) onu görünce şöyle buyurdular:

“Allah’tan kork! Sen hanımını korkutmuşsun, (bununla da yetinmeyip) onu evden dışarı atmışsın!”

Genç adam edepsizce sinirli bir şekilde şöyle dedi:

“Hanımıma ait olan bir işi seninle ne ilişkisi vardır? Allah’a and olsun ki, senin bu sözünden dolayı onu ateşle yakacağım!”

Hz. Ali (a.s), bu edepsiz ve kanunu çiğneyen gencin sözlerinden dolayı çok sinirlendi, bu yüzden kılıcını kınından sıyırarak şöyle buyurdular:

“Ben sana iyiliği emrediyor, kötülükten sakındırıyorum. Allah’ın emrini sana bildiriyorum; şimdi bana isyan edip Allah’ın emrinden mi çıkıyorsun? Çabuk tövbe et, yoksa seni öldürürüm.”

Hz. Ali (a.s) o gençle konuştuğu sırada oradan geçen bazı kimseler, İmama yaklaşarak Emir’ul Mü’minin lakabıyla o hazrete selam verip o genci affetmesini istediler.

O ana kadar Hz. Ali (a.s)’ı tanımayan genç, halkın hazrete saygı göstermesinden, kendisini Müslümanların lideri karşısındaki küstahlığını anlamış oldu. Kendisine gelerek utançla başını önüne eğdi ve şöyle dedi:

“Ey Emir’ul Mü’minin! Benim hatamı affet, emrine uyacağım, eşime mümkün olduğu kadar şefkatli davranmaya çalışacağım.”

Hz. Ali (a.s), o gencin bu çeşit sözlerinden dolayı kılıcını kınına bıraktı gencin kusurunu affederek evine girmesini emretti; kadına da, bu gibi şeylerin tekrarlanmaması için kocasına karşı iyi davranmasını tavsiye etti.[14]

14- HZ. ALİ (A.S) VE BEYT’UL- MAL

Zazan şöyle naklediyor:

Hz. Ali (a.s)’ın hilafeti döneminde Beyt’ul Mal’a ait bir çok mallar Kufe’ye geliyordu. Hz. Ali (a.s)’ın hizmetçisi Kanber, Beyt’ul-Mal’dan bir kaç altın ve gümüş kap alıp İmam (a.s)’ın huzuruna getirdi ve şöyle dedi:

“Bütün ganimetleri taksim ettin, ama onlardan kendin için hiçbir şey götürmedin! Bundan dolayı ben bu kabaları senin için ayırdım.”

İmam Ali (a.s) bu sözü ondan duyunca kılıcını çekip şöyle buyurdu: “Vay haline! Evime ateş getirmek mi istiyorsun!”

Daha sonra İmam (a.s) o kapları parça-parça etti ve şehrin yöneticilerini çağırtıp halkın arasında adaletle bölmeleri için o parçalanmış kapları onlara verdi.[15]

15- HZ. ALİ VE ÖKSÜZLER

Bir gün Hz. Ali (a.s), su kırbasını omzuna alıp giden bir kadını gördü. Ona acıdığından yanına vardı, su kırbasını alıp onun evine götürdü. Sonra durumunun nasıl olduğunu sordu. Kadın şöyle dedi: “Ali bin Ebi Talib, eşimi memuriyete gönderdi, o da o memuriyette öldürüldü, şimdi bir kaç yetim çocuk bana kalmıştır, onları geçindirmeye de gücüm yoktur. İhtiyaçtan dolayı halka hizmet etmek mecburiyetindeyim."

Hz. Ali (a.s) bu sözleri dinledikten sonra evine döndü ve o geceyi sabaha kadar rahatsız bir şekilde geçirdi. Sabahleyin, içi yiyecekle dolu olan bir sepet götürüp o kadının evine doğru hareket etti. Yolun yarısında bazıları Hz. Ali (a.s)’a; "Sepeti verin biz götürelim." diyorlardı. Ama Hz. Ali (a.s) onlara cevaben; “Kıyamet günü benim amellerimi kim omuzlayacaktır? diye buyuruyordu.

Nihayet o kadının evine yetişti, kapıyı çaldı.

Kadın, "Kim o ?"diye seslendi.

Hz. Ali, “Dün sana yardım edip su kırbasını evinize getiren kimseyim, çocuklarına yiyecek getirmişim, kapıyı aç!”dedi.

Kadın kapıyı açıp şöyle dedi:

"Allah senden razı olsun, benimle Ali bin Ebu Talib arasında Allah hükmetsin.

Hz. Ali (a.s) içeri girip kadına şöyle dedi:

- “Ekmek mi yapıyorsun yoksa çocuklara mı bakıyorsun?”

Kadın, "Ben ekmeği daha güzel yaparım, sen çocuklara bak!

Kadın unu hamur yaptı, Hz. Ali (a.s) da kendisiyle birlikte getirdiği eti kebap yapıp hurmayla çocukların ağzına bırakıyordu. Sevgi ve şefkatle babasıymışçasına lokmayı çocukların ağzına bırakırken her defasında; “Evlatlarım! Eğer Ali sizin hakkınızda kusur etmişse onu helal edin” buyuruyordu.

Hamur hazır olunca Hz. Ali (a.s) tandırı yakıp yüzünü onun ateşine yaklaştırarak şöyle diyordu: “Ey Ali! Ateşin tadını (yakıcılığını tat! İşte bu, öksüz çocuk ve dul kadınların durumundan habersiz olan kimsenin cezasıdır.”

Komşunun hanımı tesadüfen Hz. Ali’yi görüp tanıdı, işte bundan dolayı aceleyle ev sahibi kadının yanına gidip şöyle dedi: “Yazıklar olsun sana! Bu şahıs, Müslümanların önderi ve bu ülkenin yöneticisi Ali bin Ebu Taliptir.”

Kadıncağız dediği sözlerden utanç duyduğu halde aceleyle Hazreti Ali’nin yanına gelip; “Ey Emir’el-Muminin! Senden utanç duyuyorum, beni affet” dedi.

Hz. Ali (a.s) da cevaben; “Senin ve çocuklarının hakkında kusur yaptığımdan dolayı ben senden utanç duyuyorum!” buyurdular.

kamera resmine tıklaızle

Ya Imam
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
)
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle
       
kamera resmine tıklaızle
kamera resmine tıklaızle