Benim sitem

EHLİ BEYT AS(2.bölüm)

 

SELAM OLSUN SANA VE EHL-İ BEYT’İNE YA RESULALLAH!

         Bu günlerde bir taraftan, Ehlibeyt’in ve Hz. Hüseyin Efendimizin yas ve matem günlerini

 yaşarken, diğer taraftan bu günlerde hüzün ve üzüntülerimizi kat kat artıran bir başka elim ve

 kahredici olayla karşı karşıyayız; o da Server-i Kainat, Seyyid-ül Enbiya, Habib-i Kibriya,

 Muhammed-i Mustafa (s.a.a)'e ve yüce makamına, kafirler ve zalimler tarafından küstahça, adi ve

 şerefsizce hakaretlerin, basın özgürlüğü kisvesi alında yapılmasıdır. Biz her iki faciadan dolayı

 bütün Müslümanlara taziyetlerimizi bildirir, Efendimiz’e (s.a.a) yapılan bu çirkin ve namertçe

 saldırıyı  şiddetle kınıyor ve bütün Müslüman kardeşlerimizi ve halkımızı duyarlı olmaya

ve mukaddesatına sahip çıkmaya davet ediyoruz. Bu münasebetle Resulullah'ı Ehlibeyti'nin

dilinden ve Ehlibeyti de Resulullah'ın dilinden tanıtmayı amaçlayan bir yazıyı huzurlarınıza

takdim ediyoruz.

     Zira Allah Resulü'nün yüce şahsiyetini tanımak ve anlamak istiyorsak, bunun için en lâyık, en

 yetkili merci, onun ilim ve irfanının varisleri olan Ehlibeyti'nden başka kim olabilir ki? Yine

 Resulullah'ın Ehlibeyti'nin fazilet ve makamlarını bizlere Resulullah'tan daha iyi tanıtabilecek kim

 olabilir ki?

      Bu yüzden kendimizden bir şey ilâve etmeksizin bu yazıda, önce Ehlibeyt'in dilinden

Resulullah'ın yüce şahsiyetini, sonra da Resulullah'ın dilinden Ehlibeyt'i sizlere  tanıtmaya

çalışacağız. Kaynaklara müracaat eden herkes her iki konuda da onlarca hadis bulunduğunu görür.

Tabiî, bizim bunarın hepsine bir makalede yer vermemiz mümkün olamayacağı için,

bunlardan sadece bir  kısmını seçerek sizlere takdim etmeğe çalışacağım.

İki bölümde sunacağımız bu hadislerin yirmi tanesi Resulullah hakkında, yirmi tanesi de Ehlibeyt

hakkında olacaktır ki toplam kırk hadisi oluşturacaktır. Rabbim dünya ve ahirette bizi o nur

kaynaklarından bir an ayırmasın. Amin!

 

A) EHL-İ BEYT'İN SÖZLERİNDE RESULULLAH (S.A.A)

1) Hz. Emir'ül-Müminin Ali (a.s):

     "Ey yayılacak şeyleri yayan, ey yüceltilecek şeyleri yücelten, ey gönülleri yaratılışına, istidadına

 göre kötü yahut iyi kabiliyette yaratan, kulun ve resulün Muhammed'e en yüce rahmetlerinle

 rahmet et, en bol bereketlerinle bereketler ver. Odur, kendinden önce gelip geçen peygamberlerin

 sonuncusu, kapanmış şeyleri açan, hakkı hak üzere ilân edip yayan, ortaya koyan. Odur batılların

 coşup köpürüşlerini gideren, sapıklıkların saldırışlarını kırıp geçiren. Peygamberliği yüklenmiştir de

 senin emrini yerine getirmiştir; tez davranmıştır da rızan neredeyse, neye yönelikse onda acele

 etmiştir. İlerlemekte geri kalmamıştır; azminde gevşek davranmamıştır. Vahyine mazhar olmuş,

 onu bildirmiş, ahdini yerine getirmiştir; emrin ne ise o yola gitmiştir. Sonunda din ateşini yalım

 yalım alevlendirmiş, ana yoldan gitmeyenlere yol göstermiştir de gönüller, sınanmalara, suça

 batmalar uğradıktan sonra hidayete ermiştir. Apaçık bayrakları dikmiştir, apaydın hükümleri

 bildirmiştir.

      Odur emniyete eriştirilmiş, güvenliğe kavuşturulmuş eminin. Odur senin gizlenmiş, saklanmış

 bilginin hazinedarı. Odur herkese yaptığının karşılığı verilecek günde tanığın. Odur hak üzere

 gönderdiğin. Odur halka gönderdiğin resulün.

    Allah'ım, manevî gölgende geniş mi geniş bir yer ver ona, ihsanından olasıya hayırlar üstüne

 hayırlar ihsan et ona. Allah'ım, kurduğu yapıyı yapı yapanların yapılarından daha yücelt; derecesini

 katında yükselttikçe yükselt; ışığını ışıttıkça ısıt; onu elçi olarak gönderdiğinde karşılık tanıklığını

 kabul et; sözünü razılığınla makbul et, sözü adalete tam uygun olsun, gerçeği batıldan ayırsın,

 bölsün. Allah'ım, güzel yaşayış, nimetler elde ediş yurdunda, dilenen zevklere, istenen lezzetlere

 nail olarak, tam inanca, yücelikler bağışlarına kavuşarak onunla bizi buluştur, bizi ona

 kavuştur."[1]

2) Hz. Emir'ül-Müminin Ali (a.s):

"Allah-u Tealâ, Muhammed'den (s.a.a) daha üstün ve daha hayırlı bir varlık yaratmamıştır."[2]

3) Hz. Emir'ül-Müminin Ali (a.s):

     "Hiç şüphesiz, Allah-u Tealâ, Muhammed'i -Allah'ın salâtı ona ve Ehlibeyt'ine olsun- kullarını

 insanlara kulluk etmekten kurtarıp kendi kulluğuna, kullarının ahitlerinden çıkarıp kendi ahitlerine

 ve kullarının itaatinden çıkarıp kendi itaatine ve kullarının hâkimiyetinden çıkarıp kendi

 hâkimiyetine dahil etmek için gönderdi."[3]

4) Hz. Emir'ül-Müminin Ali (a.s):

   "Allah'ın salâtı ona ve soyuna olsun, Resulullah'a ne kadar yakın olduğumu, onun katında nasıl

 bir mertebeye ulaştığımı bilirsiniz. Çocuktum henüz, o beni bağrına basardı; yatağına alırdı;

 vücudunu bana sürer, beni koklardı. Lokmayı çiğner, ağzıma verir, yedirirdi. Ne bir yalan

 söylediğimi duymuştur, ne bir kötülük ettiğimi görmüştür. O, sütten kesildiği andan itibaren Allah,

 meleklerinden pek büyük bir meleği ona eş etmişti; o melek, gece-gündüz ona yücelikler yolunu

 gösterirdi; âlem ehlinin en güzel huylarını belletirdi. Ben de her an, devenin yavrusu nasıl anasının

 ardından giderse, onun ardından giderdim. O, her gün bana huylarından birini belletir, ona uymamı

 buyururdu. Her yıl Hıra dağına çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi. O

 gün İslâm, Allah'ın salâtı ona ve soyuna olsun, Resulullah'la Hatice'den başkasının evinde yoktu;

 ben de onların üçüncüsüydüm. Vahiy ve peygamberlik nurunu görürdüm, peygamberlik kokusunu

 duyardım. Ona vahiy gelirken Şeytan'ın feryadını duydum da; 'Ya Resulullah, dedim, bu feryat

 nedir?' Buyurdu ki: 'Bu feryat eden Şeytan'dır; kendisine halkın kulluk etmesinden ümidini kesti

 artık. Sen benim duyduğumu duymadasın, gördüğümü görmedesin; ancak sen peygamber değilsin;

 fakat vezirsin ve hayır üzeresin.'

   Kureyş'in ileri gelenleri ona geldiğinde onunla beraberdim. 'Ya Muhammed, sen atalarından ve

 ailenden hiç kimsenin yapmadığı büyük bir iddiada bulunuyorsun. Biz senden nebi ve resul

 olduğunu bilmemizi sağlayacak bir şey göstermeni istiyoruz. Eğer yapmazsan, seni sihirbaz ve

 yalancı biliriz.' dediler. Resulullah; 'Ne istiyorsunuz?' dedi. 'Bizim için şu ağacı köküyle beraber

 söküp elinde tutmanı istiyoruz.' dediler. O; 'Allah şüphesiz her şeye kadirdir; eğer Allah sizin için

 bunu yaparsa, hakka iman ederek şehadet eder misiniz?' dedi. 'Evet' dediler. 'İstediğinizi size

 göstereceğim, hayra dönmeyeceğinizi de biliyorum. İçinizde Bedir'de kuyuya atılacak, Hendek'te

 hiziplere ayrılacak kimseler var.' dedi. Sonra; 'Ey ağaç, eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyor

 ve benim Allah'ın Resulü olduğumu biliyorsan, Allah'ın izniyle kökünle beraber sökül ve önümde

 dur.' dedi. O, onu hak ile göndermişti, ağaç köküyle birlikte sökülecekti. Şiddetli bir gök

 gürültüsüyle kuşun kanatlarını çırpması gibi kısa bir anda sökülüp geldi ve titreyerek Resulullah'ın

 önünde durdu. En yüksek dalı Resulullah'ın üzerine, bazı dalları da benim omuzlarıma geldi. Ben

 Resulullah'ın sağındaydım. Kavim bunu gördüğü zaman kibirlenip böbürlenerek; 'Ona emret tekrar

 gelsin, fakat yarısı orada kalsın.' dediler. O da bunu emretti. O da daha şaşırtıcı bir şekilde daha

 şiddetli bir sesle yarım olarak geldi; nerdeyse Resulullah'a sarılacaktı. İnkâr ve kibir dolu olarak;

 'Tekrar bu yarısına emret de geldiği gibi öbür yarısına dönsün.' dediler. Resulullah, o yarıya emretti

 ve o da döndü. 'Allah'tan başka ilâh yoktur, ben sana iman edenlerin ilkiyim ya Resulullah.' dedim.

 'Sözünü yüceltmek, nübüvvetini tasdik etmek için Allah'ın emriyle bu ağaca yapacağını yaptığını

 ikrar edenlerin de ilkiyim.' dedim. Kavmin hepsi birden; 'Hayır, sihirbaz ve yalancıdır. Sihrinin

 şaşırtıcılığı bu işi kolaylaştırdı. Bu işinde ancak bunun gibiler sana inanabilir (beni kastediyorlardı).

  dediler.

   Gerçekten de ben, o toplumdanım ki Allah yolunda onlar, kınayanın kınayışına aldırış etmezler;

 yüzleri gerçeklerin yüzleridir; sözleri hayırlı kişilerin sözleri. Geceyi kullukla geçirip mamur ederler;

 gündüzü hidayetle geçirip uyanlara yol gösterirler. Onlar, Kur'an ipine yapışmışlardır; Allah'ın

 buyruklarını Resulü'nün sünnetlerini diriltirler. Ne ululanırlar, ne yüce görürler kendilerini; hıyanette

 bulunmazlar, bozgunculuk etmezler. Kalpleri cennetlerdedir, bedenleri kullukta."[4]

5) Hz. Emir'ül-Müminin Ali (a.s):

   "Allah'ın Resulü, insanların en cömerdi, göğsü en geniş olanı, en doğru konuşanı, verdiği söze en

 çok sadık kalanı, en yumuşak davrananı ve en haysiyetli ve şerefli olanıydı. Onu ilk defa gören,

 heybetine kapılırdı. Sonra onunla kaynaşıp yakından tanıdığında, onu severdi. Ben, ne ondan önce,

 ne de ondan sonra, onun gibi birisini görmedim."[5]

6) Hz. Emir'ül-Müminin Ali (a.s):

    "Resulullah (s.a.a), yerde yemek yerdi, kul gibi otururdu, ayakkabısını kendisi tamir ederdi,

 elbisesini kendisi yamardı, eğersiz binerdi bineğine; biri daha varsa ardına bindirirdi. Evinin

 kapısına, üstünde resimler bulunan bir perde asılmıştı; zevcelerinden birine; 'Şunu kaldır; zira ona

 baktıkça dünya ziynetlerini hatırlıyorum.' buyurmuştu. Dünyayı gönlünden çıkarmıştı; onu anmayı

 hatırından geçirmezdi. Dünyayı o kadar gözden çıkarmıştı ki, ne gönül bağlayacağı güzel bir

 elbisesi vardı, ne de üstüne oturacağı bir sergisi."[6]

 

7) Hz. Fatıma (s.a):

    "...Ve şehadet ederim ki, babam Muhammed (s.a.a) onun kulu ve resulüdür. Allah, onu

 peygamber olarak göndermeden önce beğenmiş, yaratmadan önce seçmiş ve meb'us kılmadan

 önce -hatta mahlûklar gayb âleminde korkunç perdeler altında saklıyken ve yokluk sınırının

 eşiğinde bulunurken- onu Ahmed (yani beğenilmiş) olarak isimlendirmiştir. Çünkü Allah işlerin

 nihayetini ve hadiselerin akışını bilir ve takdir ettiği şeylerin yerlerine vâkıftır. Allah emrini

 tamamlamak ve kendi hükmünü geçerli ve kesin kılmak, kesin kıldığı kaderlerini icra etmek için onu

 peygamber olarak gönderdi.

   (Resulullah (s.a.a) meb'us olduğunda) İnsanlar çeşitli dinlere bölünmüş, her grup kendi ateşinin

 çevresinde toplanmış bulunuyorlardı; putlara tapıyor, Allah'ı tanımalarına rağmen onu inkâr

 ediyorlardı. (Böyle bir dönemde) Allah-u Tealâ Muhammed'in (s.a.a) nuruyla onların üzerine

 çökmüş karanlıkları aydınlığa çevirdi. Kalplerindeki (küfrün) düğümleri(ni) çözdü; gözlerden

 şaşkınlık perdelerini giderdi. Böylece Peygamber (s.a.a) insanlar arasında hidayet görevini üstlendi

 ve sonunda onları sapıklıklardan kurtardı ve kör olan gözleri açtı. Sağlam dine onları hidayet eyledi

 ve doğru yola onları davet etti.

    Bunlardan sonra Allah, Peygamber'inin kendi istek ve rağbetiyle onu, bu dünyadan alıp kendisine

 doğru götürdü. Böylece Hz. Muhammed (s.a.a) bu dünyanın zorluklarından kurtulup yüksek

 meleklerin eşliğinde Rabbinin rızasıyla kuşatıldı ve yüce mülk sahibi Allah'ın civarına erişti. Allah'ın

 salâtı, selâmı, rahmet ve bereketleri, peygamberi ve vahyinin emini ve kulları arasından seçtiği ve

 beğendiği ve razı olduğu babama olsun." (Hz. Fatıma'ın meşhur hutbesinden bir bölüm.)[7]

8) İmam Hasan (a.s):

    "Resulullah (s.a.a) sürekli iyiliğe emredip kötülükten sakındırıyordu. Altmış üç yıllık hayatının

 ardından, üzerine "Lâ ilâhe illallah" yazılı sürekli sağ eline taktığı bir yüzüğün ve bir de kılıcının

 dışında, ardında (dünya malı olarak) hiçbir şey bırakmadı..."[8]

9- İmam Hüseyin (a.s):

    "Muhammed (s.a.a) ve Ali (a.s) bu ümmetin iki babasıdırlar. Ne mutlu onların hakkını tanıyan ve

 her durumda onlara itaat eden kimseye! Allah böyle bir kimseyi, cennetine yerleştirdiği en iyi

 kimselerden kılıp onu ikram ve rızasıyla mutlu edecektir."[9]

10- İmam Zeynelabidin (a.s):

    "Allah'ım, o hâlde vahyinin emini, yaratıklarının seçkini, kullarının arasından seçip beğendiğin,

 rahmet imamı, hayır önderi ve bereket anahtarı olan Muhammed'e salât eyle (derecesini yücelt);

 nasıl ki o kendini senin işin için adadı; bedenini senin uğruna eziyetlere maruz bıraktı; (insanları)

 sana doğru çağırırken yakınlarıyla açıkça çelişti; senin rızan uğruna kabilesiyle savaştı; dinini ihya

 etmek için akrabalarıyla ilişkisini kesti; inkâr ettikleri için yakın olanları uzaklaştırdı; sana icabet

 ettikleri için uzak olanları yakınlaştırdı; senin yolunda en uzak kimseleri dost edindi; en yakın

 kimselere düşman kesildi; elçiliğini iletmek için kendini yordu; (insanları) dinine davet etmekle

 kendini nice zahmetlere soktu; uğraşı, davetine muhatap olanları öğütlemek oldu; dinini aziz

 kılmak, güçlendirmek ve sana karşı küfre sapanlara galebe çalmak amacıyla gurbet diyarlarına;

 doğup büyüdüğü, yakınlarının bulunduğu, taşını, toprağını tanıdığı vatanından uzak yerlere göç etti

 (Medine'ye hicret); ve nihayet, düşmanlara karşı elde etmek istediği başarıyı, dostların için

 öngördüğü sonucu tastamam elde etti. Senden medet umarak, güçsüz olduğu hâlde senin

 yardımınla güç kazanarak düşmanlarının üzerine yürüdü; evlerinin içinde onlarla savaştı;

 karargâhlarının tam ortasında onlara saldırdı. Derken, müşriklerin istememesine rağmen senin

 dinin aşikâr oldu, kelimen yüceldi.

     Allah'ım, senin yolunda çekmiş olduğu zahmetler karşısında onu cennetinin en yüce derecesine

 yükselt. Öyle ki, derece bakımından kimse onunla eşit olmasın; makam bakımından kimse ona

 denk olmasın; katında hiçbir mukarrep melek ve hiçbir mürsel peygamber onunla boy ölçüşemesin.

 Ve onu, tertemiz Ehlibeyti ve mümin ümmeti hakkında kendisine vadettiğin güzel (kabul edilen)

 şefaatin en yüce mertebesiyle tanıştır. Ey vaadi geçerli olan, sözüne vefa eden; ey kötülükleri kat

 kat fazlasıyla iyiliklere dönüştüren (yüce Allah)! Hiç kuşkusuz, sen büyük lütuf sahibisin."[10]

11) İmam Muhammed Bâkır (a.s):

    "Cebrail (a.s) üç defa Resulullah'a gelerek, yeryüzü hazinelerinin anahtarlarını ona vermeği teklif

 etti ve kabul ettiği takdirde, kıyamet günü Allah-u Tealâ'nın kendisi için hazırladığı mükâfatlardan

 da hiçbir şeyin eksilmeyeceğini garantiledi. Ama bununla birlikte Rabbine -azze ve celle- tevazu

 etmek için onları kabul etmedi."[11]

12) İmam Cafer-i Sadık (a.s):

"Allah-u Tealâ, peygamberlere bağışladığı her şeyi, Hz. Muhammed'e de bağışlamıştır."[12]

13) İmam Cafer-i Sadık (a.s):

     "Hiç şüphesiz, Allah-u Tebareke ve Tealâ, Muhammed'e (s.a.a) Nuh, İbrahim, Musa ve İsa'nın

 şeriatlarını vermiştir… Ve onu siyah, beyaz bütün insanlara ve cinlere (peygamber olarak)

 göndermiştir."[13]

14) İmam Musa Kâzım (a.s):

"Hz. Muhammed (s.a.a), Allah-u Tealâ'nın meb'us kıldığı her peygamberden daha bilgili idi."[14]

15) İmam Ali Rıza (a.s):

    "Onun (Resulullah'ın) mucizelerinden birisi de şudur ki, o öksüz, fakir, çoban ve ücretle çalışan

 birisi olduğu, bir kitap okumadığı ve herhangi bir öğretmenden eğitim almadığı hâlde, öyle bir

 Kur'an getirdi ki onda bütün peygamberlerin öyküleri ve onların haberleri harfiyen anlatılmış ve

 geçmişlerin ve geleceklerin haberlerine yer verilmiştir."[15]

16) İmam Muhammed Taki (a.s):

    "Hamd olsun Allah'a, nimetine ikrar olarak; Allah'tan başka bir ilâh olmadığına şehadet

 ediyorum, vahdaniyetine ihlâs olarak. Allah'ın salâtı yaratıklarının efendisi Muhammed'e (s.a.a)

  ve onun Ehlibeyti'nden olan vasilere olsun…"[16]

17) İmam Ali Naki (a.s):

    "Şehadet ederim ki sen onun resulü olan Muhammed b. Abdullah'sın. Şehadet ederim ki sen

 Rabbinin risaletlerini tebliğ ettin; ümmetine nasihatte bulundun; Allah yolunda hikmet ve güzel

 öğütle cihad ettin; üzerinde olan (ilâhî) hakkı eda ettin; müminlere karşı şefkatli, kâfirlere şiddetli

 davrandın; ölüm gelip çatıncaya kadar Allah'a ihlâsla ibadet ettin. Böylece Allah seni yücelerin

 ulaştığı en şerefli makama ulaştırdı."[17]

18) İmam Hasan Askerî (a.s):

    "Allah'ı ve ölümü çok anın; Kur'an'ı çok tilâvet edin. Peygamber'e (s.a.a) çok salâvat getirin;

 çünkü Peygamber'e salâvat getirmenin on sevabı vardır."[18]

19) Hz. Mehdi (a.f):

    "Allah'ım, elçilerin efendisi, peygamberlerin sonuncusu, âlemlerin Rabbinin hücceti, misakta

 seçilen, ... her afetten (kötülükten) mutahhar kılınan, her kusurdan uzaklaştırılan, kurtuluş için

 ümit edilen, şefaat etmek için umulan, Allah'ın dini kendisine tefviz edilen Muhammed'e salât

 eyle..."[19]

20) Hz. Mehdi (a.f):

    "Allah, Muhammed'i -Allah'ın salâtı ona ve Ehlibeyt'ine olsun- âlemlere rahmet olarak gönderdi

 ve nimetini onun vücuduyla tamamladı. Onun ile peygamberlerine son verdi ve onu bütün insanlar

 için gönderdi…"[20]

B) RESULULLAH'IN (S.A.A) SÖZLERİNDE EHL-İ BEYT (A.S)

1) Resul-i Ekrem (s.a.a):

     "Biz nübüvvet ağacının meyvesi ve risalet madeninin Ehlibeyt'iyiz; mahlukat içerisinde benden

 başka Ehlibeyt'imden üstün olan birisi yoktur."[21]

2) Resul-i Ekrem (s.a.a):

      "Ben sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum; o ikisine sarıldığınız müddetçe asla

 dalalete düşmezsiniz; Allah'ın Kitabı (Kur'an) ve Ehlibeyt'im olan itretimi. Hiç şüphesiz, bu ikisi&