Benim sitem

hz. FATİMA

Hz. Peygamber’in Hz. Fatıma Hakkındaki Sözü



İslam Peygamberi (s.a.a) Hz. Fatıma (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur:

“Kızım Fatıma, her iki cihan kadınlarının hanım efendisidir.

Fatıma, bedenimin bir parçasıdır.

Fatıma, gözlerimin nurudur.

Fatıma, kalbimin meyvesidir.

Fatıma, benim ruhum ve canımdır.

Fatıma, insan şeklinde bir nurdur.

Fatıma, Allah karşısında ibadet mihrabında durduğu zaman, yıldızların yeryüzündekilere nur saçtığı gibi onun vücudunun nuru da gök yüzündekilere nur saçmaktadır. Allah Teala (o halde) meleklere şöyle buyuruyor:

“Ey meleklerim! Bakın benim kulum (Fatıma) benim korkumdan nasıl da titriyor. Fatıma tüm vücuduyla bana ibadet ediyor. Şahit olun ki, onun şiilerini cehennem ateşinden güvende kıldım.”[1]



Müslüman Kadının En Güzel Sıfatı

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

“Hz. Resulullah (s.a.a)’in huzurunda olduğumuz bir sırada Hazret şöyle buyurdular: “Müslüman bir kadın için en güzel şey nedir?”

Bizim hepimiz doğru cevap vermekten aciz kaldık. Ben Resulullah (s.a.a)’in huzurundan ayrılıp eve döndüm ve olayı Fatıma’ya anlattım. Fatıma cevaben şöyle dedi: “Müslüman kadın için en güzel şey, namahrem (yabancı) erkekleri görmemesi, namahrem erkeklerin de onu görmemesidir.”

Sonra Resulullah (s.a.a)’in yanına vardım ve Fatıma’nın verdiği cevabı O Hazrete söyledim, Hz. Peygamber (s.a.a), Fatıma’nın vermiş olduğu cevaptan dolayı o kadar hoşnut oldu ki: “Fatıma, bedenimin bir parçasıdır” buyurdular.[2]



Levhada Üç Güzel Söz

Hz. Fatıma (a.s) bir gün Hz. Peygamber (s.a.a)’in yanına gelerek bazı işlerden dolayı şikayette bulundau. Hz. Peygamber (s.a.a) ona bir levha vererek: “Kızım levhada yazılan şeyi oku ve onları ezberle” diye buyurdular.

O sözler şunlardı:

Allah’a ve kıyamet gününe inanan, komşusunu incitmemelidir.

Allah’a ve kıyamet gününe inanan, misafirine ikram etmelidir.

Allah’a ve kıyamet gününe inanan, faydalı bir söz söylemeli veya susmalıdır.[3]



 Bilal’ın Ezan Sesi

Hz. Peygamber (s.a.a) dünyadan göçtüğünde Peygamber (s.a.a)’in müezzini olan Bilal, ezan okumaktan kaçınarak: “Artık ben Hz. Peygamber (s.a.a)’den sonra hiç kimse için ezan okumayacağım!” dedi.

Bir gün Hz. Fatıma (a.s): “Babamın müezzininin ezan sesini duymak istiyorum” buyurdular.

Hz. Fatıma (a.s)’ın sözü Bilal’a ulaştığında ezan okumaya hazırlandı. Bilal iki defa: “Allah-u Ekber-u Allah-u Ekber” dediğinde, Fatımat’üz- Zehra (a.s) değerli babasının dönemini hatırlayarak ağlamasının önünü alamayıp yüksek sesle ağlamaya başladı.

Bilal: “Eşhedu enne Muhammed’en Resulullah” dediğinde, Fatımat’üz- Zehra (a.s) dayanamayarak bayılıp yere düştü ve halk Fatıma (a.s)’ın öldüğünü zannettiler. Bunun üzerine halk Bilal’a: “Bilal! Artık ezan okuma! Peygamber (s.a.a)’in kızı Fatıma (a.s) dünyadan göçtü” dediler.

Bilal ezanını yarıda kesip onu tamamlamadı. Fatıma (a.s) kendine geldiğinde, Bilal’ın ezanı tamamlamadığını öğrenince: “Bilal ezanı tamamla” buyurdular. Bilal ezanı tamamlamaktan mazeret dileyerek şöyle dedi: “Ey kadınların efendisi! Sen benim ezan sesimi duyduğunda böyle duygulanıyorsun ve bundan dolayı canının tehlikeye düşmesinden korkuyorum.”

Bunun üzerine Fatıma (a.s) da fazla ısrar etmeyerek onun mazeretini kabul etti.[4]

Bilal artık ondan sonra kimseye ezan okumadı.



Fatıma (a.s) Mahşer Sahrasında

Hz. Peygamber (s.a.a)’in değerli ashabından olan Cabir bin Abdullah-i Ensarî şöyle diyor:

İmam Bakır (a.s)’a dedim ki:

“Fedan olayım! Rica ediyorum annen Hz. Fatıma (a.s)’ın azameti hakkında, Şialarınıza anlattığımda hoşnut olmaları için bana bir hadis söyleyin.”

İmam Bakır (a.s) buyurdu ki:

“Babam, Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Kıyamet günü olduğu zaman, ilahi peygamberler için nurdan minberler kurulacaktır. Benim minberim hepsinden daha yüksek olacak ve Allah-u Teala bu esnada şöyle buyuracaktır:

“Ey seçkin Peygamber! Konuşma yap.” Ben, o gün öyle bir şekilde konuşacağım ki, hiç kimse, hatta peygamber ve resuller bile onun gibi bir konuşma duymamış olacaklardır.

Daha sonra peygamberlerin vasileri için nurdan bir takım minberler kurulacaktır. O minberler arasında vasim Ali bin Ebi Talib’in minberi bütün minberlerden daha yüksek olacaktır. Bu esnada Allah-u Teala onun konuşmasını emredecektir. O da hiçbir vasinin benzerini duymadığı bir konuşma yapacaktır.

Daha sonra Peygamberlerin evlatları için nurdan bir takım minberler dikilecektir. İki oğlum, iki torunum ve hayat bahçemin iki gülü olan Hasan ve Hüseyin için de nurdan minberler bırakacaklar ve onlardan konuşmaları istenilecektir. Bunlar da Peygamber evlatlarından hiç kimsenin duymuş olmadığı bir konuşma yapacaklardır.

Daha sonra bir münadi yani Cebrail: “Muhammed Peygamberin kızı Fatıma... nerededir?” diye seslenecektir. Bu esnada Fatıma (a.s)... ayağa kalkacaktır. Allah Teala tarafından şöyle bir nida gelecek: “Ey mahşer ehli! Ben yüceliği Muhammed’e, Ali’ye, Hasan’a Hüseyin’e ve Fatıma’ya verdim. Başlarınızı aşağı eğin, gözlerinizi kapatın; Bu Fatıma cennete gidecektir.”

Daha sonra Cebrail, iki tarafı cennet süsleriyle süslenen, yuları inciden, eğeri ise mercandan olan cennet develerinden bir deve getirerek onu Hz. Fatıma’nın önünde yatıracak ve Hz. Fatıma (a.s) da o deveye binecektir.

Bu esnada Allah-u Teala, yüz bin meleği Fatıma (a.s)’ın sağından, yüz bin meleği de solundan hareket etmeleri için gönderecek ve yüz bin meleğe de kendi kanatları üzerinde onu cennetin kapısına götürmelerini emredecektir. Cennetin kapısına ulaştıklarında Fatıma (a.s) dönüp arkasına bakacaktır.

Bu esnada Allah-u Teala şöyle buyuracak: “Ey habibimin kızı! Neden cennete girmiyorsun?

“Hz. Fatıma (a.s) arz edecek ki: “Allah’ım! Böyle bir günde makam ve mevkiimin herkese belli olmasını istiyorum.”

Allah-u Teala da buyuracak ki:

“Ey habibimin kızı! Dön mahşere bak! Kimin kalbinde senin veya evlatlarının sevgisi olursa, onu al cennete götür.”

Daha sonra İmam Bakır (a.s) şöyle buyurdular:

“Ey Cabir! Allah’a and olsun ki, annem fatıma (a.s) o gün kendi şii ve dostlarını, bir kuşun iyi taneleri kötü tanelerden ayırt ederek topladığı gibi ayırt edip toplayacaktır. Şiileri onunla birlikte cennetin kapısında bir araya geldiğinde kalplerine, durup geriye bakmaları ilham edilecek. Geriye baktıklarında Allah-u Teala: “Neden durup geriye baktınız; oysa habibimizin kızı Fatıma sizin hakkınızda şefaat etti?”

Cevaben şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Bugün kulluk etmenin ve Ehl-i Beyt’i sevmenin ne kadar değerli olduğunu görmek ve makamımızın tanınmasını istiyoruz.”

Allah-u Teala buyuracak ki: “Ey dostlarım! Mahşer sahrasına bakın! Her kim sizleri Fatıma’yı sevdiğinizden dolayı severse, her kim Fatıma’nın sevgisi uğrunda size bir yemek yedirmişse, herkes Fatıma’nın sevgisi için size bir elbise giydirmişse, her kim Fatıma’nın sevgisi yolunda size bir yudum su vermişse ve herkes Fatıma’nın sevgisi için bir gaybeti sizden reddederek sizi savunmuşsa..., onların ellerinden tutarak hepsini cennete götürünüz.”[5]



Hz. Fatıma (a.s)’ın Çeyizi

Peygamber (s.a.a), Fatıma (a.s)’ı, Hz. Ali (a.s)’la evlendirmeye karar aldıktan sonra Hz. Ali’ye şöyle buyurdular:

“Ey Ali! Kalk zırhını sat!” Hz. Ali (a.s) da zırhını çarşıya götürüp sattı, parasını çeyiz almak için Peygamber (s.a.a)’in huzuruna takdim etti. Resulullah (s.a.a) de Fatıma’nın evine ve kendisine gerekli şeyler alınması için o parayı ashaptan bazılarına verdi. O parayla satın alınan şeyler şunlardan ibaretti:

1- Yedi dirhemlik beyaz bir gömlek.

2- Dört dirhemlik büyük bir baş örtüsü.

3- Hayber malı siyah bir elbise.

4- Hurma lifinden örülen bir yatak tahtı.

5- Biri koyun yünü, diğeri de hurma lifiyle doldurulmuş olan ketenden iki adet döşek.

6- İçi ezhar ismindeki bitki ile doldurulmuş olan koyun derisinden dört adet yastık.

7- Bir adet hasır-ı hicri.

8- Bir adet el değirmeni.

9- Bir Bakır kap.

10- Su içmek için deriden yapılan bir kırba.

11- Elbise yıkamak için bir leğen.

12-Süt için bir adet kâse.

13- Bir su kabı.

14- Bir yün perde.

15- Bir ibrik.

16- Bir çömlek maşrapa.

17- Sergi olarak kullanılan bir adet deri.

18- İki çömlek testi.

19- Bir aba (Kufe dokunmalı bir çarşaf).

Ashap bu eşyaları alıp Peygamber (s.a.a)’in evine getirdiler. Peygamber (s.a.a) mübarek elleriyle onları alıp bakıyor ve “Mübarek olsun” diyordu. (Bir rivayete göre de, çeyiz eşyalarını Resulıllah’ın yanına getirdiklerinde Hazretin gözlerinden yaşlar aktı ve başını göğe doğru kaldırıp şöyle dedi: “Allah’ım bu evliliği, kaplarının çoğu çömlekten olan kimselere mübarek eyle.”



Hz. Fatıma (a.s) Ve İlim Öğretmenin Değeri

İmam Hasan Askeri (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:

“Bir gün bir kadın, Hz. Fatıma (a.s)’ın huzuruna varıp şöyle dedi: Güçsüz bir annem vardır, namazında zor bir meseleyle karşılaştı ve o meseleyi sana sormam için beni huzurunuza gönderdi. Hz. Fatıma (a.s) o meselenin cevabını verdi. O kadın, ikinci kez başka bir mesele sordu. Hz. Fatıma yine cevabını verdi. Daha sonra üçüncü bir mesele sordu, böylece sorduğu soruların sayısı onu buldu. Hz. Fatıma de hepsine cevap verdi. Sonra o kadın sorunun çok olmasından dolayı utanıp şöyle dedi:

“Karşılaştığın her soruyu utanmadan gel sor, ben senin sorularından yorulmam. Eğer bir kimse ağır bir yükü dama çıkarmak için ecir olur ve karşılığında yüz bin dinar alırsa, acaba o iş ona ağır gelir mi ?”

Kadın: “Hayır, ağır gelmez ve o işten yorulmaz” dedi.

Hz. Fatıma sonra şöyle buyurdular:

“Her meselenin cevabına karşılık bana verilen sevap, arası incilerle dolu olan yer ile göklerken daha fazladır. Öyleyse meselelere cevap vermekten hiç yorulur muyum?”

Babamdan şöyle buyurduğunu duydum:

“Şiilerimizden alim olanlar, kıyamet günü haşır olduklarında onlara, çaba, ilim ve halkı hidayet ettikleri miktarınca sevap ve mükafat verilir; hatta onlardan birine nurdan bir milyon süslü elbiseler verilir. Sonra Rabbimizin münadisi şöyle nida eder: “Ey İmamlarından ayrı kaldıkları vakit Âl-i Muhammed yetimlerini düşünenler, onların sorumluluğunu üstlenenler ! İşte bunlar sizin öğrencileriniz ve ilminiz sayesinde dinlerini koruyan ve hidayeti bulan yetimlerdir. Dünyada ilminizden yararlandıkları miktarca onlara hediye verin.”

Bunun üzerine ümmetin alimleri, yetimlerine (takipçilerine) hediye verirler. Hatta onlardan bazılarına yüz bin hediye verecekler. Daha sonra o yetimler de kendi öğrencilerine hediye verecekler. Hediyeler taksim edildikten sonra Allah Teala şöyle buyuracak: “Yetimleri düşünen alimlerin hediyelerini bir kat daha artırın” Sonra da: “İki kat daha artırın, onların takipçilerine de aynı şekilde artırın” diye buyurur.

Daha sonra Hz. Fatıma (a.s) şöyle buyurdu: “Ey Allah’ın cariyesi, bu hediyelerden bir iplik, güneşin kendisine doğduğu her şeyden bir milyon kez daha üstündür. Çünkü dünyada üstün sayılan şey, gam ve kederle karışmıştır. Ama ahret nimetlerinin hiçbir noksanı ve lekesi yoktur.”



Hz. Fatıma (a.s)’ın İlminin Üstünlüğü Ve İlmin Değeri

İmam Hasan Askeri (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:

“Bir inatçı düşman, diğeri ise mümin olan iki kadın, bir dini meselede ihtilaf edince, ihtilafın çözümü için Hz. Fatıma (a.s)’ın huzuruna yelip meseleyi ona anlattılar. Hak mümin kadınla olduğu için Hz. Fatıma (a.s) delil ve burhan ile de onu teyit etti ve böylece inatçı düşman kadın yenilgiye uğradı. Mümin kadın bunu çok sevindi.

Hz. Fatıma (a.s) şöyle buyurdu:

“Allah’ın melekleri, bu galibiyetten dolayı senden daha çok sevindiler. Şeytan (ve takipçilerinin) üzüntüsü de düşman olan kadının üzüntüsünden daha çok oldu.”

İmam Hasan Askeri (a.s) daha sonra şöyle buyurdu:

“İşte bundan dolayı Allah-u Teala meleklerine şöyle buyurdu:

“Fatıma’nın bu hizmeti karşılığında ona cennet ve nimetlerini,önce verilenden bir milyon kat daha artırın ve bu işi, ilmiyle mümin bir kimseyi düşmana galip kıldıran her alim (ve bilgin) hakkında da yapın; onun da sevabını bir milyon kat artırın.”



Şaşırılacak Tebessüm!

Peygamber (s.a.a)’in durumu çok ağırlaşmıştı, başını Hz. Ali’nin dizine koydu ve bayıldı. Fatıma (a.s) babasının nâzenin yüzüne bakıyor, göz yaşı döküyor ve şöyle diyordu: “Âh, Babamın bereketi ile rahmet yağmuru (vahiy) iniyordu. Öksüzlerin ve dul kadınların sığınağı idi.”

Resulullah (s.a.a), Fatıma’nın ağlama sesini işitince gözlerini açıp yavaş bir sesle:

“Aziz kızım! Şu ayeti oku: “Muhammed ancak bir resuldür. O’ndan önce nice resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz ?” Ölümün çaresi yoktur,bütün peygamberler öldüğü gibi ben de öleceğim. Fakat niçin millet, benim hedefimi sürdürmüyor ve geri dönmek istiyor ?” buyurdu.

Bu sözler, Hz. Fatıma’yı daha da ağlattı. Resul-ü Ekrem (s.a.a) aziz kızının perişan halini ve ağlar gözlerini görünce ona teselli vermek istedi. Bundan dolayı Fatıma’ya: “Yakına gel” diye işaret etti. Başını babasına yaklaştırınca Peygamber (s.a.a) onun kulağına bir şeyler söyledi. Fatıma’nın tebessüm ettiğini gördüler ve şaşırdılar. Sebebini sorduklarında: “Babam hayatta olduğu müddetçe sırrını kimseye söylemem” dedi.

Fatıma (a.s) babasının ölümünden sonra: “Babam kulağıma: ‘Fatımacığım, senin de ölümün yakındır; bana kavuşacak olan ilk kişi sensin’ buyurdu” dediğinde Hz. Fatıma’nın tebessümünün sebebi anlaşılmış oldu.



 Hz. Fatıma (a.s)’ın İffet Ve Edebi

Hz. Fatıma (a.s) hayatının son günlerinde Umeys kızı Esma’ya [6] şöyle buyurdu:

“Ey Esma! Ben, kadınların cenazesinin, üzerine bir bez atılarak dört ağaç üzerinde mezarlığa doğru götürülmesini sevmiyorum. Zira onun bedeninin izleri parçanın altından gözükmekte ve herkes onun bedeninin hacmini görmektedir.[7]

Esma Hz. Fatıma (a.s)’ın bu sözüne karşılık şöyle dedi: “Ben Habeşistan’da bir şey (tabut) görmüşüm, şimdi onun şeklini sana göstereceğim.”

Esma bunu dedikten sonra birkaç yaş çubuk getirmelerini istedi, sonra onları eğerek (şimdiki tabut şekline sokarak) üzerine bir bez attı ve onu böylece pratikte Hz. Fatıma (a.s)’a göstermiş oldu.

Hz. Fatıma (a.s) onu görünce gülümseyerek şöyle buyurdu: “Ne güzel bir şeydir! Zira cenaze onun içerisine bırakıldığında artık cenazenin erkek veya kadın olup olmadığı belli olmuyor.”[8]



 Hz. Fatıma (a.s)’ın Eğitiminden Bir Parıltı

Fizze, Hz. Fatıma (a.s)’ın cariyesi idi. O’nun yanında eğitilmişti, uzun bir zamandan itibaren sözlerini Kur’an ayetleriyle karşı tarafa anlatıyordu.

Ebu’l- Kasım Kuşeyrî bir şahıstan şöyle naklediyor:

Mekke’ye hareket eden bir kafileden ayrılmıştım ve çölde (şaşkınlık ve üzüntü içerisinde olan) bir kadınla karşılaştım. Ondan ne soruyordumsa, Kur’an ayetiyle cevabımı veriyordu.

“Sen kimsin?” diye sordum.

Cevaben dedi ki:

“Qul selamun, fesevfe ta’lemun”

“Selam de. Artık onlar bilecekler.”[9]

Ben selam verip dedim ki: “Burada ne yapıyorsun?”

Cevaben dedi ki:

“Men yehdillah fema lehu min muzill”

“Allah kimi hidayete eriştirirse, onun için bir saptırıcı yoktur.”[10]

(Onun bu sözünden yolu kaybettiğini anladım.)

“Cinlerden misin, insanlardan mısın?” diye sordum.

Cevaben dedi ki:

“Ya beni Adem, huzu ziynetekum.”

“Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının.”[11]

(Bu sözüyle insanlardanım demek istedi.)

“Nereden geliyorsun?” diye sordum.

Cevaben dedi ki:

“Yunadevne min mekanin beîd.”[12]

“Uzak bir yerden seslenilirler.”

(Bu sözüyle uzak bir yerden geldiğini anladım.)

“Nereye gidiyorsun?” diye sordum.

Cevaben dedi ki:

“Lillahi alennasi hicc’ul-beyt.”[13]

“Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.”

(Mekke’ye gitmek istediğini anladım.)

“Kafileden kaç günden beri kopmuşsun?” diye sordum.

Dedi ki:

“Velekad halekne’s- semavati vel arza (vema beynehuma) fi sitteti eyyamin”[14]

“Andolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık.”

(Kafileden, altı günden beri kopmuş olduğunu anladım.)

“Yemek yemeğe iştahın var mı?” diye sordum.

Dedi ki:

“Vema cealnahum ceseden la ye’kulun’et-taame.”[15]

“Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık.”

(Yemek yemeğe isteği olduğunu anlayarak ona yemek verdim.)

“Acele et, biraz çabuk gel” dedim.

Dedi ki:

“La yukellifullahu nefsen illa vus’aha”[16]

“Allah kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez.”

(Bu sözünden yorgun olduğunu anladım.)

“Yol yürüyemediğine göre seni devemin sırtına alayım mı?” dedim.

Dedi ki:

“Lev kane fiyhima alihetun illellahu lefesedeta.”[17]

“Eğer her ikisinde (gökte ve yerde) Allah’ın dışında ilahlar olsaydı, hiç tartışmasız ikisi de bozulup giderdi.”

(Yani erkekle namahrem kadının bir deveye binmesi bozgunculuğa yol açar. Bu sözünden dolayı ben deveden inerek onun binmesini istedim.)

Bu duruma karşılık şöyle dedi:

“Subhanellezi sehhare lena haza”[18]

“Bunu bize ram eden Allah münezzehtir.”

(Bu sözüyle Allah’a şükür etti.)

Kafileye ulaşınca: “Kafilede akrabalarından bir kimse var mıdır?” diye sordum.

Dedi ki:

“Ya Davud’u inna cealnake halifeten fi’larzi”[19] “Ve ma Muhammed’un illa resul”[20] “Ya Yahya huzil kitabe bikuvvetin”[21] “Ya Musa, innî ene rebbuk”[22]

Kafilede dört kişinin onun akrabalarından olduğunu ve isimlerinin de; Davud, Muhammed, Yahya ve Musa olduğunu anladım.

Bu esnada onları çağırdı, onlar da koşarak ona doğru geldiler. “Bunlar senin neyin oluyorlar?” diye sordum.

Cevaben dedi ki: “El-malu ve’l- benun ziynet’ul-hayat’id- dünya.”[23]

(Bu dört kişinin onun oğulları olduğunu anlamış oldum.)

Onlar annelerinin yanına geldiklerinde anneleri şöyle dedi: “Ya ebeti iste’cirhu inne hayre men iste’certe’l- kaviyy’ul-emin.”[24]

(Bu ayeti okumakla bana ücret vermelerini onlara anlatmış oldu, onlar da bana bir miktar para verdiler.)

Daha sonra şöyle dedi: “Vallahu yuzaifu limen yeşâu”[25]

(Bu ayeti okumakla ücretimi artırmalarını istemiş olduğunu anlamış oldum; onlar da artırdılar.)

Onlardan: “Bu kadın kimdir?” diye sordum.

Dediler ki: “Bu kadın, Hz. Fatıma (a.s)’ın cariyesi olan annemiz Fizze’dir; o yirmi yıldır ki, Kur’an ayetleri dışında bir söz söylememiştir.”[26]



Hz. Fatıma (a.s)’ın Sevinci

Bir gün Hz. Fatıma (a.s), Resulullah (s.a.a)’e şöyle dedi: “Babacığım! Kıyamet günü seni nerede ziyaret edeyim?”

Hz. Peygamber (s.a.a): “Cennetin kapısının kenarında; orada hamd sancağı benim elimde olacak ve ben ümmetime şefaat edeceğim.”

Hz. Fatıma (a.s): “Babacığım! Orada seni mülakat etmezsem nasıl?”

Hz. Peygamber (s.a.a): “Kevser havuzunun başında Ümmetimi suyla doyurduğumda benimle görüş.”

Hz. Fatıma (a.s): “Eğer orada görmezsem nasıl?”

Hz. Peygamber (s.a.a): “Sırat köprüsünün yanında durup: “Allah’ım! Ümmetimi esen kıl” dediğimde beni mülakat et.”

Hz. Fatıma (a.s): “Orada da ziyaret edemezsem nasıl?”

Hz. Peygamber (s.a.a): “Terazinin yanında; “Allah’ım! Ümmetimi esen kıl” dediğim zaman beni mülakat et.”

Hz. Fatıma (a.s): “Orada da mülakat etmek mümkün olmazsa nasıl?”

Hz. Peygamber (s.a.a): “Beni, cehennemin yanında, onun alevini ve kıvılcımlarını ümmetimden uzaklaştırdığım zaman mülakat et.”

Hz. Fatıma (a.s) bu haberden çok sevindi ve hoşnut oldu. Allah’ın selamı ona, babasına, eşine ve evlatlarına olsun.”[27]



Herkes İçin Yaşam Örneği

İki şefkatli eş olan Hz. Ali (a.s) ile Hz. Fatıma (a.s) evin işlerini kendi aralarında taksim ettiler. Hz. Fatıma (a.s) evin içindeki yani hamur yapmak, ekmek pişirmek, evi süpürmek gibi işleri yapmayı üstlendi. Hz. Ali (a.s) da odun getirmek ve yiyecek temin etmek gibi evin dışındaki işleri üstlendi.

Bir gün Hz. Ali (a.s) Hz. Fatıma (a.s)’a şöyle buyurdu:

“Ya Fatıma! Evde yiyecek bir şey var mı?”

Hz. Fatıma (a.s): “Hayır! Allah’a andolsun ki, üç gündür çocuklarım Hasan, Hüseyin açtırlar ve kendim de bir şey yemedim.”

Hz. Ali (a.s): “Neden bana söylemedin?”

Hz. Fatıma (a.s): “Babam Resulullah (s.a.a), sizden bir şey istememi nehyetmiştir ve buyurmuştur ki: Amca oğlundan asla bir şey isteme. Bir şey getirdiğinde al, aksi takdirde O’ndan bir şey isteme!”

Hz. Ali (a.s) (bu sözleri duyduktan sonra) evden dışarı çıktı ve yolda birisiyle karşılaştı. Ailesine yiyecek temin etmek için o adamdan bir dinar borç aldı. Bu esnada o sıcak havada Mikdad b. Esved’i çok perişan ve üzgün bir halde gördü. Bunun üzerine ona: “Ne olmuş? Neden bu sızak vakitte evden dışarı çıkmışsın?” diye sordu.

Mikdad: “Açlık beni evden dışarı çıkarmıştır; çocuklarımın ağlama seslerini duymaya tahammül edemedim” dedi.

İmam (a.s): “Ben de bunun için evden dışarı çıktım. Ben bu dinarı az önce borç aldım, onu sana veriyorum ve seni kendime tercih ediyorum” buyurdu.

Sonra parayı Mikdad’a verdi, kendisi ise eli boş eve geri döndü. Eve girdiğinde Resulullah (s.a.a)’in evde oturduğunu, Fatıma (a.s)’ın da namaz kılmakla meşgul olduğunu ve aralarında ise üstü kapalı bir şeyin bulunduğunu gördü. Fatıma (a.s) namazını bitirdiğinde, yanlarında bulunan şeyin üzerinden örtüyü kaldırınca, içerisi et ve ekmekle dolu bir kase olduğunu gördüler.

Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Fatımacığım! Bu yemek sizin için nereden gelmiştir?”

Fatıma (a.s) cevaben: “Allah tarafından gelmiştir; Allah Teâla dilediğine hesapsız rızk verir” dedi.

Bu esnada Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Ali’ye bakarak şöyle buyurdu: “Senin ve Fatıma’nın öyküsü gibi olan bir kimsenin öyküsünü beyan edeyim mi?”

Hz. Ali (a.s): “Evet” dedi.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Senin misalin Zekeriyya’nın misali gibidir. Zekeriyya mihrapta Meryem’in yanına vardığında, onun yanında bir yemek görünce: “Ey Meryem! Bu yemek neredendir?” diye sordu. O da cevaben: “Allah katındandır; Allah istediğine hesapsız rızk verir” dedi.

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Onlar (İmam Ali ve ailesi) o kaptan bir ay boyunca yemek yediler. Bu kap, Kâim’in (Hz. Mehdi’nin), içerisinde yemek yiyeceği kabın aynısıdır; bu kap şimdi bizim yanımızdadır.” [28]



Azap İçerisinde Olan Kadınlar

Bir gün Müminlerin emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu:

“Biz Fatıma’yla birlikte Hz. Peygamber (s.a.a)’in yanına vardığımızda Hazretin şiddetle ağladığını gördük. Bunun üzerine arzettim ki: “Annem ve babam size feda olsun! Neden ağlıyorsunuz?”

Buyurdular ki: “Ya Ali! Beni miraca götürdüklerinde, ümmetimin kadınlarından bir grup kimseyi şiddetli azap içerisinde gördüm. İşte onların şiddetli azaplarını hatırladığımdan dolayı ağladım.

Saçıyla asılan bir kadın gördüm ki, sıcağın şiddetinden beyni kaynıyordu.

Diliyle asılan bir kadın gördüm ki, cehennemin yakıcı suyundan onun boğazına döküyorlardı.

Yine memelerinden asılan bir kadın gördüm.

Yine ateşten olan tandırda ayaklarından asılan bir kadın gördüm.

Yine bedeninin etini yiyen bir kadın gördüm ki, ateş onun ayağının altından alevleniyordu.

Yine elleri ayaklarına bağlanan bir kadın gö